Sözler'in Birinci Söz'ünde dikkat çekici bir gözlem yer alır: Ağaçlar, bitkiler, hayvanlar; kısacası tabiattaki her varlık, kendi diliyle bir şükür ve teslimiyet hâli sergiler. Bir ağacın dallarını meyvelerle doldurması, bir hayvanın bize besin sunması, kökü taş gibi sert bir zemini delip geçen ince bir kılcalın gösterdiği incelik... Bunların hepsi, metinde "her şey Bismillah der" ifadesiyle özetlenen bir düzenin parçasıdır.
Bu düzenin insana düşen karşılığı ise üç kelimede toplanır: zikir, şükür, fikir. Zikir, bir nimetin başlangıcında onu vereni anmak; şükür, o nimetin ardından bir teşekkür duygusu taşımak; fikir ise o nimetin arkasındaki hikmeti, emeği ve düzeni düşünüp kavramaktır. Metinde verilen örnek çarpıcıdır: Bir padişahın gönderdiği değerli bir hediyeyi getiren kişinin elini öpüp asıl hediye sahibini unutmak ne kadar büyük bir gaflet ise, günlük nimetlerimizin görünen sebeplerine takılıp asıl kaynağını unutmak da benzer bir gaflettir.
Modern hayatın hızı içinde, önümüze gelen pek çok şeyi sıradanlaştırma eğilimindeyizdir: bir bardak su, bir dilim ekmek, sabah açan gözler... Oysa bu metnin hatırlattığı gibi, her birinin arkasında karmaşık, incelikli ve süregelen bir emek ve düzen vardır. Şükür, bu düzeni fark edip ona karşılık vermenin en tabii yoludur.
Belki de gündelik hayatımıza kazandırabileceğimiz en basit alışkanlık, bir nimetle karşılaştığımızda bir an durup "bu nereden geldi, kim verdi" diye düşünmektir. Böyle bir duraksama, hayatı daha anlamlı ve daha bereketli kılabilir.